21 Ekim’de Türkçe dil desteği ile çıkışını yapacak olan Ninja Gaiden 4, Team Ninja ve PlatinumGames iş birliğiyle oyuncuların karşısına çıkıyor. Serinin ikonik hızlı ve refleks odaklı aksiyonunu modern bir yorumla sunmayı hedefleyen bu yapım, yeni ana karakter Yakumo ile dövüş deneyimini genişletiyor. PlatinumGames’in aksiyon oyunlarındaki ustalığı ve Team Ninja’nın seriye yıllardır kattığı karanlık, keskin tempolu dövüş anlayışı bir araya gelerek, oyunculara hem nostaljik hem de taze bir Ninja Gaiden deneyimi vaadediyor. Bakalım serinin yeni üyesi vaat ettiklerini ne kadar yerine getirebiliyor…
İncelememizdeki Alt Başlıklarımız
Hikaye ve Sunum
Ninja Gaiden 4, serinin karanlık atmosferini yepyeni bir temayla harmanlayarak oyuncuları sibernetik çürümüşlüğün hüküm sürdüğü Tokyo’ya götürüyor. Ninja Gaiden 3’ün ardından geçen yıllarda, bir zamanların görkemli başkenti artık “Rain of Darkrot” adı verilen lanetli bir yağmurun etkisi altında çürümeye yüz tutmuş durumda. Gökyüzünde asılı duran efsanevi Dark Dragon, bu lanetin kaynağı olarak şehrin üstünde sessizce süzülüyor her damlada bir lanet, her fırtınada bir ölüm getiriyor.

Bu çürümüş dünyanın merkezine ise Raven klanının genç savaşçısı Yakumo yerleştiriliyor. Kanı silah gibi kullanabilen, mistik “Bloodraven Form” tekniğiyle düşmanlarının damarlarında korku estiren Yakumo, hem kendi klanının geçmişine hem de Tokyo’nun kaderine yön verecek bir yolculuğa çıkıyor. Ancak bu yolculuk yalnızca savaşlardan ibaret değil; kendi içindeki karanlıkla yüzleşmesi gereken bir savaşçının öyküsü aynı zamanda.
Elbette, Ninja Gaiden hayranlarının unutamadığı Ryu Hayabusa da hikâyeye dâhil oluyor. Ancak bu kez odak noktası Ryu’nun değil, onun mirasını devralmak üzere sahneye çıkan Yakumo’nun. İki karakterin yolları, Dark Dragon’un lanetini sona erdirme çabasında kesişiyor. Fakat her ikisinin de hedefleri farklı; biri kefaret ararken, diğeri intikamın peşinde. Bu ikili yapı, oyunun hikâyesine yalnızca destansı bir boyut kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda oyuncuya “ninjaların onuru” kavramını yeniden sorgulatıyor.
Tokyo’nun neon ışıklarıyla aydınlanan gökdelenleri, lanetli yağmurun altında adeta çürüyen bir kalp gibi atarken, Ninja Gaiden 4’ün hikâyesi hem eski hayranlara nostalji hem de yeni oyunculara yeni bir başlangıç sunuyor.
Ninja Gaiden 4’ün hikayesi, serinin önceki oyunlarında olduğu gibi aksiyona zemin hazırlayan bir araçtan öteye geçemiyor. Kağıt üzerinde ilgi çekici bir arka plan mevcut: Cyberpunk temalı, lanetli bir Tokyo, “Rain of Darkrot” adlı ölümcül bir yağmur, Dark Dragon’un gölgesi altında yok oluşa sürüklenen bir dünya… Ancak bu unsurlar, derinlemesine işlenmek yerine yalnızca sahne dekoru olarak kalıyor.

Yeni ana karakter Yakumo, “Bloodraven Form” tekniğiyle dövüş sistemine taze bir hava katıyor olsa da, karakterin motivasyonu yüzeyde kalmış durumda. Oyuncuya sunulan diyaloglar ve ara sahneler, hikayeyi taşımaktan ziyade bir sonraki çatışmaya bahane üretmekle meşgul. Ryu Hayabusa’nın dönüşü ise nostaljik bir jest niteliğinde; ancak senaryoda gerçek bir etki yaratmıyor. İki karakterin yollarının kesiştiği anlar bile duygusal veya anlatısal bir derinlik taşımaktan uzak.
Oynanışa Dair Her Şey
Aksiyon, Ninja Gaiden 4’ün asıl parladığı nokta. Team Ninja yine refleksleri zorlayan, cezalandırıcı ama tatmin edici bir dövüş sistemi kurmuş. Oyuncu çoğu zaman Yakumo’nun kontrolünde; onun “Bloodraven Form” adı verilen dövüş stili, serinin bilinen hızını korurken yeni bir vahşet katmanı ekliyor. Her darbe daha keskin, her bitirici hamle daha kanlı. Kanın hem silah hem de kaynak haline gelmesi, savaşlara bir estetik kazandırıyor.

Ancak dikkat çeken bir diğer nokta, serinin efsanevi kahramanı Ryu Hayabusa’nın bu kez geri planda kalması. Oyuncuların yıllardır benimsediği bu karakter, hikâyeye ancak sonlara doğru dahil oluyor ve geldiğinde bile bir “yardımcı figür” hissi veriyor. Bu durum bazı hayranlar için hayal kırıklığı yaratabilir; çünkü Ryu’nun ikonik kılıç dansı ve teknik dövüş tarzı bu oyunda kısa süreli bir nostaljiye dönüşmüş durumda.
Yine de aksiyonun genel temposu etkileyici. Yakumo’nun çevik hareketleriyle yapılan kombolar, oyuncuya kontrolün tamamen elinde olduğu hissini yaşatıyor. Ancak her şeye rağmen Ninja Gaiden 4’ün savaş mekanikleri, Ryu’nun yokluğunda bile kendi ayakları üzerinde durmayı başarıyor.
Combat
Ninja Gaiden 4’ün dövüş sistemi, serinin bugüne kadar ulaştığı en rafine ve tatmin edici hâliyle karşımıza çıkıyor. Bu kez kontrol tamamen Yakumo’da ve karakterin dövüş tarzı, hız ile vahşeti kusursuz bir dengeye oturtuyor. Oyuncunun elinde beş farklı silah bulunuyor ve en önemlisi, bu beş silahın tamamı aynı anda kullanılabiliyor. Önceki oyunlarda tek bir silah taşıma zorunluluğu varken, bu kez silahlar arası geçiş anlık, akıcı ve inanılmaz keyifli hissettiriyor.
Bu tasarım değişikliği, savaşlara bir hayli çeşitlilik ve stratejik derinlik kazandırmış. Her silahın ritmi, menzili ve etkisi farklı olduğu için oyuncu artık her karşılaşmayı kendi tarzına göre şekillendirebiliyor. Üstelik Yakumo’nun özel yeteneği “Bloodraven Form” ise her silahın ikinci bir formunu açığa çıkararak savaş sistemini adeta ikiye katlıyor. Beş silah, dokuz farklı ölüm aracına dönüşüyor ve her biri kendi temposunu, kendi vahşetini taşıyor.

Aksiyonun hızı baş döndürücü olmakla beraber refleks gereksinimi de bir hayli yüksek. Sürekli tetikte olmanız gereken bir aksiyon sistemine sahip. Ancak bir kez bu tempoya alışıldığında, oyun adeta “yağ gibi akıyor.” Akışkan kombolar, silah geçişlerinin pürüzsüzlüğü ve kusursuz animasyon geçişleri sayesinde oyuncu kendini bir an bile dışarıda hissetmiyor. Özellikle bitirici animasyonlar, her silah ve düşman türüne özel olarak hazırlanmış; hem teknik açıdan hayranlık uyandırıyor hem de her savaşı sinematik bir doruk noktasına taşıyor.
Serinin sembolü, efsanevi ninja Ryu Hayabusa ise bu kez sahneye yalnızca kısa bir süreliğine çıkıyor. Oyunun sonlarına doğru kontrol edilebilir hâle gelen Ryu, geçmişteki ihtişamından oldukça uzak bir şekilde karşımıza çıkıyor. Kısa oynanış süresi ve sınırlı yetenek seti, karakterin derinliğini neredeyse tamamen törpülemiş durumda.
Eski Ninja Gaiden oyunlarında Ryu, akıcı komboları, refleks odaklı karşı atakları ve ustalık gerektiren silah hakimiyetiyle serinin kalbini oluşturuyordu. Ancak Ninja Gaiden 4’te bu efsane, ne yazık ki yalnızca bir hatırlatmaya dönüşmüş. Ryu’nun bölümleri, Yakumo’nun dinamik ve çok katmanlı savaş sisteminin yanında oldukça sığ kalıyor.
Bu durum ister istemez oyuncuda bir burukluk yaratıyor. Yakumo oynaması harika bir karakter, evet ama Ryu’nun bölümleri, serinin özünü bilenler için “bir dönemin sona erişi” hissi veriyor. Ryu Hayabusa bu yapımda bir efsane değil, efsanenin gölgesi.
Boss Savaşları: Parlayan Birkaç Anın Ardında Kalan Gölge
Ninja Gaiden denince akla gelen ilk şeylerden biri, refleks sınırlarını zorlayan boss savaşlarıdır. Ancak Ninja Gaiden 4 bu konuda önceki yapımların seviyesine tam olarak ulaşamıyor. Oyunda birkaç savaş gerçekten zorluk ve tasarım açısından öne çıkıyor, özellikle de o “malum” boss savaşı… Hem atmosferi hem de mekanik geçişleriyle serinin klasik ruhunu anımsatıyor. O an, oyuncuya neden bu seriyi özlediğini hatırlatıyor.

Ne var ki, geri kalan boss karşılaşmaları aynı etkiyi yaratamıyor. Birçoğu tasarım olarak akılda kalıcı değil, saldırı patternleri kolay çözülebiliyor ve genel olarak “unutulabilir” hissettiriyor. Zorluk dengesi de tutarsız; bazı boss’lar gereksiz sertken, bazıları birkaç hızlı komboyla geçilebilecek kadar basit kalıyor.
Bölüm tasarımı
Ninja Gaiden 4’ün en büyük düşmanı ne zorluk seviyesi, ne de yeni karakter denemesi; maalesef kendi bölüm tasarımı. Oyun, serinin geçmişindeki çeşitliliği ve dinamizmi tamamen yitirmiş durumda. Mekanlar genellikle kapalı alanlardan ve düz koridorlardan ibaret. Oyuncu, “bölüm içinde bölüm” mantığıyla ilerleyen, çizgisel bir yapının içinde sürekli aynı atmosferde sıkışıp kalıyor. Bu durum sadece keşif hissini ortadan kaldırmakla kalmıyor, aynı zamanda oyunun temposunu da zaman zaman boğuyor.

En büyük hayal kırıklığı ise Ryu Hayabusa bölümlerinde yaşanıyor. Yeni mekanlar, farklı düşmanlar ya da özgün boss savaşları bekleyen oyuncular, bunun yerine Yakumo’nun geçtiği aynı alanlarda, aynı düşmanlarla ve aynı boss’larla tekrar karşılaşıyor. Bu, serinin en önemli figürüne yapılabilecek en tembel yaklaşım gibi duruyor. Devil May Cry 4’ün Dante-Nero dengesizliğini hatırlatan bu tercih olmakla beraber oyuncuya “daha önce gördüğüm her şeyi yeniden oynuyorum” hissi veriyor ve ister istemez oyunun temposunun düşmesine ve alınan keyfin azalmasına neden oluyor.
Ryu’nun geçmişteki görkemli sahneleri düşünüldüğünde, bu durum gerçekten kabul edilemez. Oynanışın kendisi güçlü olsa da, çevresel tasarım ve seviye çeşitliliği bu potansiyeli taşımaktan uzak. Kısacası, Ninja Gaiden 4’ün kılıcı keskin ama arenaları cansız.
Teknik Detaylar
Ninja Gaiden 4, vuruş hissiyatı ve animasyon konusunda gerçekten harika ve etkileyici bir iş çıkarıyor diyebilirim. Her bir darbe, her kombonun verdiği geri bildirim oyuncuyu ekrana kilitliyor; bitirici animasyonlar, kan efektleri ve düşmanların tepkileri son derece tatmin edici. Dövüş sırasında her hamle neredeyse sinematik bir şov gibi hissettiriyor ve bu, oyunun en güçlü yanlarından biri. Özellikle düşmanlara eklenen parçalanmalar aksiyona ekstra bir keyif ve tatmin olma hissi katıyor.

Ne var ki, görsellik açısından oyun maalesef günümüz standartlarının gerisinde kalıyor. Tekrar eden dokular, sınırlı çevresel detaylar ve genel olarak PS3 dönemini hatırlatan bir görsel kalite, modern yapımların yanında oyuncular için yetersiz kalıyor. Atmosfer ve stil konusunda da pek de iyi iş çıkarılamamış ne yazık ki.
Optimizasyon konusuna gelecek olursak, görece başarılı bir iş çıkarılmış desem yanlış olmaz. DLSS açık ve yüksek ayarlarda oyunu akıcı bir şekilde oynayabildim; yalnızca birkaç noktada kısa süreli kasmalar yaşandı. Bu da genel deneyimi ciddi şekilde etkilemiyor. Yani teknik açıdan oyun stabil çalışıyor, ama görsel anlamda günümüz beklentilerini karşılamakta zorlanıyor.
Sonuç Olarak
Ninja Gaiden 4, oynanış açısından kesinlikle tatmin edici bir deneyim sunuyor; Yakumo’nun combat sistemi, silah çeşitliliği ve Bloodraven Form ile birleştiğinde aksiyon adeta bir sanat hâline geliyor ve uzun süre ekrandan kopamıyorsunuz. Ancak diğer tarafta oyun beni ciddi anlamda hayal kırıklığına uğrattı: Hikâye kopuk ve bağ kurması zor, bölüm tasarımları tekdüze ve sıkıcı, Ryu Hayabusa’nın bölümleri ise tam anlamıyla tembelce yapılmış, sanki serinin efsanesini kenara itmişler gibi hissettiriyor. Boss savaşları birkaç istisna dışında unutulabilir ve görsellik, PS3 dönemini hatırlatacak kadar eski kalmış. Yani oyun oynanışta parlıyor ama çevresel tasarım, karakter kullanımı ve hikâyede ciddi eksikler var; benim için Ninja Gaiden 4, aksiyonu müthiş olan ama diğer tüm yan unsurlarıyla tam anlamıyla tatmin etmeyen bir oyun olarak kaldı.
İncelendiği Platform: PC
Daha fazla haber ve incelemelerimiz için sitemize ve sosyal medya hesaplarımıza göz atmayı unutmayın!
Ninja Gaiden 4
Yakumo'nun oynanış kısımları gerçekten tatmin edici; dövüş sistemi hızlı, akıcı ve derin, bitirici animasyonlar ise ayrı bir zevk katıyor. Ancak Ryu Hayabusa’nın kısa ve sığ bölümleri, tekrar eden mekanlar ve bazı unutulabilir boss savaşları oyunun genel deneyimini gölgeliyor. Yine de aksiyonun temposu ve combat çeşitliliği, serinin hayranları için büyük bir keyif sunuyor.
Artıları
- Yakumo’nun Combat Sistemi
- Hızlı ve Refleks Odaklı Aksiyon
- Bitirici Animasyonlar ve Kan Efektleri
- Bloodraven Form
Eksileri
- Hikâye
- Ryu Hayabusa Kısımları
- Genel Bölüm Tasarımları
- Boss Savaşları
- Görsel Kalite
