“Karımı Arıyorum” Macerası (Tekrar)
Korku oyunları söz konusu olduğunda sektör kesinlikle seçeneklerle dolup taşıyor. Ana akım sahnesindeki bariz dev yapımların dışında, bağımsız (indie) korku oyunları da oyuncular için her zaman özel bir yer edindi. En azından benim için öyle. Steam’de bile bulunmayan niş kenarda köşede kalan indie korku oyunlarına ayrı bayılırım. Resident Evil‘ın özünü yakalamaya çalışan oyunlardan tutun, FNaF gibi jump scare odaklı oyunlar her zaman sektörde yer edinecektir bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu durum, bağımsız stüdyo Ronesans Interactive geliştiriciliğinde, Rock Paper Publisher’ın dağıtımını üstlendiği yeni hayatta kalma gerilim oyunu olan Iron Blight‘ın korku oyunu etiketi altında bazı cevherlerin küllerinden doğmasına ışık oluyor.
İncelememizin Başlıkları:
“Dünya öldü, Devlet Çöktü.“
Iron Blight benim için oynanış harikası olsa da önce hikayeden bahsetmemek ayıp olurdu. Doğu Bloğu’nun kasvetli ve eski bir kasabasında askersiniz. Partneriniz Valeria’yı geride bırakıp büyük şehre doğru yola çıktıktan sonra felaket patlak veriyor. Halk, enfekte ucubelere dönüşürken tüm Rusya’yı istila etmiş durumda ve size düşen görev bu kaostan kaçıp bir şekilde Valeria’ya dönmek.
Oldukça basit, klasik ve ağızda tat bırakan bilindik bir hikaye. Fakat Iron Blight zaten hikayeden çok oynanış ve özellikleriyle kendisini sunmaya çalışıyor.

Gerçekçi Hayatta Kalma Çabası
Iron Blight günümüz hayatta kalma oyunlarında en çok şikayet ettiğim durumu ele alıp, tam olarak istediğim o hizmeti sunuyor: Oyuncu Keşfi. Buna Resident Evil dahil olmak üzere artık günümüz korku veya herhangi bir hayatta kalma bazlı oyun artık oyuncuya fazla yardımcı oluyor. Kocaman sarı gidiş yönergeleri, göklerden gelen ışıkla nerede olduğu belli eşyalar. Hayatta kalıp kendi mücadelemi vermem gereken oyunlarda böyle şeyler görmek işin asıl gerilim yaratan bölümünü kullanamıyorlar.
Diğer yandan Iron Blight, hiçbir arayüz kalabalığına sahip değil. Silahın içinde kalan merminizi, can durumunuzu, eşyalarınız gibi bir çok kilit unsuru manuel şekilde kontrol etmenizi istiyor. Gerçekçiliğe oynamaları bir yana, bu gibi dokunuşlar oyunu mükemmel yapan unsurlardan biri. Tutukluk yapan tabancayı düzeltmeniz, haritadan konumunuzu kendi başınıza bulmanız gibi daha eklenen bir çok özelliğe bayıldım.

Iron Blight 2 farklı bölüme sahip. Şehirde dolaşıp kaçış yolu aradığınız, ve şehirden çıkıp partnerinize ulaşmaya çalıştığınız kısım. İlk bölümde Cry Of Fear oynadığım dönemlere geri döndüm ve bu benim küçük çocuk gibi sevinmem için bile yeterli nedendi. Kırılan kapıları levye ile açmak, maymuncuk bulup kilitleri bozmak gibi farklı farklı oynanış çeşitliliği bölümün her yerine saçılıyor. Tabii ki levye gibi eşyaları haritadan kendi başınıza bulmaya çalışmanız yetmiyormuş gibi üzerinize akın akın gelen enfekteler de ayrı bir problem. Size koşa koşa atlayanlar çok büyük problem çıkarsa da iki pompalı tüfek mermisini doldurabilmek kadar bir zorluğunuz var. (korkmadığınız sürece)
İkinci bölümde biraz daha bu konseptten uzaklaşıp kendimi Left 4 Dead oynadığım günlerde gördüm. Akın akın size gelen zombilerin yanında daha açık bir dünya ile karşılaşıyoruz. Tamir etmemiz gereken tekne için gerekli eşyaları kasabadan temin edip final yoluna koyulduğumuz macera. Daha açık dünya elbette oyunun tonunu ya da gerilimini azaltıyor gibi düşünmeyelim çünkü artık nereden üzerinize atlayacakları belli olmayan caddelerden geçeceksiniz. Apartman koridorlarında neyin nereden geleceğini tahmin edebilecek olsanız da açık alanda bu pek mümkün değil ve bu beni yer yer güzel korkutmayı başardı.

Doğu Bloğu’nun Korkutucu Çekicliği
Atmosfer ve sanat tasarımı benim şahsen en sevdiğim korku oyunu türünde. Gerçekçi grafiklerden uzak o eski modellemelerin kendine has bir modernize tarzı var. Animasyonlar akıcı ve oynanış kesinlikle eğlenceli. Menüden ekipman eşyaları seçip onları kullanma sırasında yaşanan minik bir yavaşlık dışında oyunun temposu genel hızlı olmaya itiyor. Korku oyunu olmasına rağmen yavaş gidip çekinerek ilerlemenizi istemiyor. Partnerinize çok geç olmadan ulaşmanın getirdiği telaşla birlikte tüm dünya düzeni bu aktifliğe göre sizi zorluyor. Asit tüküren ve üzerinize atlayan düşmanlar göz önünde bulundurulunca oyunda sürekli dikkat ve refleks gereken bölümler fazla. Şehrin terk edilmiş ve gerçekten “Dünya Öldü” konseptini veren bir tasarıma sahip.
Hiç arayüz bulunmadığını söylemiş olsam da elbette çantanız ve haritanız gibi bazı temel ihtiyaçların tasarımı da olması gerektiği kadar basit. Saatinizden canınızı renk skalasına göre kontrol edip, şarjörünüzü çıkarıp kaç mermi kaldığını kontrol ettiğiniz stilistik dokunuşlar gerçekten etkileyici. Ses tasarımı için ise söyleyeceğim ilk şey korkunç derecede güzel. Rahatsız edici çığlıklar, enfektelerin sızlanmaları derken iyi anlamda huzursuz edici bir hisle oynadım.
“Keşke Daha iyi olsaydı” Noktaları
Bu kadar övmüşken oyunun kötü yönleri yok mudur? Vardır. Iron Blight bir şeyleri gerçekçi ve basit yapmaya çalışırken diğer yandan bazı şeyleri de yeterince iyi yapamıyor. Silah dengesi ilk gözüme çarpan şey oldu çünkü tabanca ile on mermi harcayıp anca öldürdüğüm düşman pompalı ve tüfek ile tek mermide mi ölüyor? Gerçekten mi?
Sizi bilmiyorum ama ben hayatta kalma oyunlarında olabildiğince fazla tabanca kullanırım ki oyun sonuna kadar büyük silahları saklayıp kendimi zor durumlara hazırlıklı tutayım. Ama bu oyundaki tabanca ne kadar fazla eklenti takarsam takayım güçlü hissettiremedi. Öte yandan 2 mermiye sahip pompalı ile yeterince iyiyseniz 5 düşmanı anında alt edebilirsiniz. Aynı zamanda hareket halinde kullanabileceğiniz gerçek zamanlı bir harita var oyunda. Bu harita ile ilgili hiçbir sorun yok. Mükemmel. Ama haritayı çıkarıp tekrar silah kuşanma arasında olan o minimal yavaşlık kesinlikle kriz anlarında çok yavaş hissettiriyor.

Söyleyebileceğim bir diğer eksi ise böylesine içine çeken ve başarılı gördüğüm bir oyun için oldukça zayıf bir hikayeye sahip olması. Kısa bir oyun olduğu doğru, fakat daha büyük kitlelere ulaşmanın en büyük kozu benim için hep grafik veya oynanış değil, hikaye oldu. Silent Hill gibi basit bir “Karım nerede benim?” Sorusuyla yola çıkıp önümüze geleni alt ettiğimiz maceralar artık biraz sıkmaya başladı yalan söyleyemem. O yüzden bu kadar etkileyen bir oyun için hayal kırıklığı olarak bile görebilirim.
Kaynak yönetimi de önemli, ancak bunun biraz da silah ve yakın dövüş sistemlerinin dengesiz olmasından kaynaklandığını söylemek gerek. Demir boru pek etkili değil ve tuhaf bir şekilde yerde yatan düşmanlara vuramıyorsunuz bile (muhtemelen vuruş algılama/collision mekaniği yok gibi). Tekme atma mekaniği hoş bir dokunuş ancak vuruş alanı inanılmaz derecede tutarsız olabiliyor ve neredeyse bir kere bile kullanmaya ihtiyaç duyduğumu hatırlamıyorum bile.
Yine de silah çeşitliliği oldukça iyi ve 2. Bölüm size çok daha fazla ateş gücüne erişim sağlıyor. Bu durum bazı bölümleri patlatarak geçmeyi gerçekten eğlenceli hale getiriyor.
Özetle Iron Blight
Nihayetinde Iron Blight, iki farklı parça ile iki farklı oyun oynatan bir sistem (ve oyunun sadece iki bölüm olduğu düşünüldüğünde bu oldukça yerinde bir tespit). Oyunun bir yarısı, atmosferden ve tanıdık tür klişelerinden beslenen, güzelce tasarlanmış bir hayatta kalma-korku deneyimi. Diğer yarısı ise farklı fikirlerin salatası gibi; bu salata bazıları için vazgeçilmez, bazıları için ise tadımlıktır.
Gayet uygun fiyatı ve oynanış süresiyle beraber kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir gerilim macerası oldu benim için. Indie kaynak kontrollü gerilim oyunlarını seviyorsanız Iron Blight es geçemeyeceğiniz bir seçenek sizler için.
Bağımsız korku oyunlarına bayılıyorum diyorsanız ve diğer oyun haberlerinden anında haberdar olmak isterseniz sitemize ve sosyal medya hesaplarımıza göz atmayı unutmayın!
Iron Blight
Iron Blight nostaljik korku deneyimini iliklerinize kadar yaşatırken unutulan bazı şeyleri tekrar hatırlatan bir deneyim. Nostaljik hayatta kalma mücadelesi arayan her korku severe kesinlikle önerebileceğiniz bir mihenk taşı
Artıları
- Tüm Kontrolü Oyuncuya Verme Özgürlüğü
- İlgi Çekici Görsellik Ve Atmosfer
- Silah Ve Ekipman Çeşitliliği
Eksileri
- Silah Güç Dengesizliği
- Düşman Çeşitliliği Yetersiz
- Zayıf Hikaye Konsepti
