Bahsettiklerimiz
DC evreninin yeni parçası Lanterns, sekizinci bölümüyle birlikte ilk sezonunu geride bıraktı. Klasikleşen süper kahraman uyarlamaları yerine farklı bir anlatım ve kurgu tarzına sahip olan yapım sezon boyunca fazlasıyla ilgi gördü. Görsel efektler ve devasa aksiyon sahneleri yerine kendi içerisinde karakterlerin içsel yolculuklarını önceliklendiren stiliyle uyarlama dünyasında özel bir yerin sahibi olduğunu söylemek mümkün.
Özellikle Kyle Chandler ve Aaron Pierre’in oyunculuklarının ön planda olduğu sezonda Leftovers ve True Detective esintilerinin olduğu bir dedektiflik hikâyesi izledik. Bu dedektiflik hikâyesi de sezonun çoğu noktasında canlı bir biçimde ilerlemeyi başarıyor. Sezon hakkında konuşmaya başlamadan önce yazımızın içerisinde bolca spoiler bulunacağı bilgisini vermek isterim.
Farklı Bir İş
Genel olarak son dönemlerde yayınlanan DC dizileri fazla beklentiye sahip olmasalar da çıkış yaptıkları andan itibaren fazla konuşulmaya başlayan işlerden oluşuyor. Penguen, Peacemaker ve Creature Commandos buna iyi bir örnek sayılabilir. Bu dizilerin ortak özellikleri, kendi alanlarında başarılı olmuş isimlerin projelerin başına yerleştirilerek özenli bir iş ortaya çıkarılması. Lanterns de bunun sonucu alan en doğru projelerden biri. The Leftovers’dan bildiğimiz Damon Lindelof ve True Detective’den tanıdığımız Chris Mundy gibi isimler Lanterns’in yaratım sürecinde yetkili isimlerdi. Bu ikilinin yanına Tom King de eklenince çizgi roman estetiği ve atmosfer yaratımı açısından diziye karşı beklentilerim en azından benim fazlasıyla yüksekti.
Sezon sona erdi ve geriye dönüp baktığımda bu beklentilerimin fazlasıyla karşılandığını söyleyebilirim. Özellikle yaratım süreçlerinde devamlı bahsettikleri ve aslında diziye karşı beklentili olan insanların da hayal ettiği gibi Leftovers ve True Detective’dan fazlasıyla esinlenilmiş bir iş karşımıza çıktı. Bunu sinematik anlatımının yanı sıra karakterlere dönüp baktığımızda söylemek mümkün. İki ana karakterimiz üstünde yapılan anlatım tarzları ve ortaya çıkarılan kişilikler, kasvetli bir kasaba hikâyesinin sürekliliğine doğrudan katkı veriyor.
Lanterns, daha ilk bölümüyle beraber büyük bir bilmecenin kapısını aralıyor ve son bölüme kadar cevabı tahmin etmenize yarayacak bilgiler verse de asla kesinliğe ulaşmanıza imkân sağlamıyor. Sezonun elbette cevabı en fazla merak edilen sorusu: Hal Jordan’ı kim öldürdü? Bu hamlenin genel DC gidişatında da fazlasıyla büyük ve etkileyici olduğundan bahsedebiliriz. Zira Hal Jordan benim favori Green Lantern’im ve onun evrende kalıcı bir role sahip olmasını tercih edecek biriydim. Fakat Hal Jordan’ın geçmişinde ve olduğu kişide yapılan tercihler, John Stewart’ın hikâyesine doğrudan katkı sağlıyor ve bundan sonrası için daha izlenebilir bir karakterin ortaya çıkmasına imkân tanıyor.

Hal Jordanı Kim Öldürdü?
Dizinin benzerlerinden en büyük farkı tabii ki evrenin falan yanı sıra iki ana karakterinden kaynaklanıyor. Hal Jordan, beklentilerin aksine oldukça huysuz, süper kahramanlıkta uzun süreler geçirmiş ve deyim yerindeyse her şeyi görmüş ve geçirmiş bir karakter. Babası gibi gördüğü Sinestro’nun ihanetine uğramış yıllardır, görmediği gezegen kalmamış, adeta uzay polisliğinin kitabını yazmış bir adama dönüşmüş durumda. Bu duruma gelene kadar Guardianlar’la da hiçbir zaman arası iyi olmamıştır zaten ve iyiden iyiye de bu durum ortadan kalkmış. Guardianların Hal’ı istememesinin sebebi de boş değil tabii ki; potansiyel bir tehdit kendisi. Bir Guardian öldürme becerisine sahip olan kişiyi durdurabilen isim yine Hal Jordan olunca ikinci bir Sinestro vakasından korkulması gibi kendi önlemlerini almaya çalışıyorlar.
John Stewart da tam olarak burada giriyor aslında devreye. Dizide de gösterdiği gibi aslında yüzüğün kendisine layık olabilecek şekilde gördüğü isimlerden biri de John’un babası. Ama artık çok popülerleşen “Korkuyor musun?” sorusu testini geçememesi, yüzüğün Hal’a gitmesini sağlıyor ve bu ikilinin kaderini bir şekilde daha yıllar öncesinden bağlamış oluyor. Guardianların burada John’un özellikle annesine yaptıkları konuşma ve karakterin daha çocukluğundan itibaren bilinçsizce bir Green Lantern olarak yetiştirilme çabasında sadece korkusuzluk üzerine yaşaması gerektiği bir hayata maruz kalmasına neden oluyor.
Bir şekilde bu iç içe geçmiş hikâye aslında oldukça keyifli bir mücadelenin de yıllar boyunca devam etmesine sebep oluyor denebilir. Dizi burada da cesur bir hamle yapıp hikâyeyi çok uzun yıllar boyunca devam ettiriyor. Bir hafta veya bir aylık bir hikâye anlatımından bahsetmiyoruz burada. On yıllarca devam eden bir gelişmenin sonunda patlak vermesi bu ikiliyi tekrar buluşturuyor fakat bu buluşma dizinin en büyük ters köşesi ve bilmecesiyle beraber geliyor. Hal Jordan öldüyse bu hikâye nasıl devam edebilir? Lanterns bir bakıma evet, DC evreninin içerisinde geçse de Guy Gardner dışında çok evrenden bahsetmeyi istemiyor. Superman referansları bolca mevcut, evrende kahramanların olduğundan falan bahsediliyor ama hikâyenin kendi içerisinde kalması için neredeyse çırpınıyorlar.

Lanterns 2. Sezon İhtimalleri
Dizinin ben genel olarak çok iyi bir iş ortaya çıkardığını düşünüyorum. Ama bu demek değildir ki kusursuz olarak bağlandım. Sezon finalinde yaşanan Noah kısımları, sahneler her ne kadar iyi olsa da hikâyeyi hızlıca bağlamak için yapılan tercihler gibiymiş hissettirdi. Evet, sezon boyunca Manhunterların ne kadar güçlü ve durdurulamaz olduğu gibi bolca söylem var ama Noah’ın Sinestro’yu kaçırıp hapis etmesi ve kendisine bir fener yaptırması gibi gelişmeler bir miktar rahatsız eden detaylar arasındaydı. Hikâyenin çok daha farklı bir boyuta ulaşmaması için ayakların yere basması hedeflenmiş gibi. Sezon finali bölümü de keza sezonda sorulan birçok soruya cevap verdi.
İkinci sezonun erken geliştirme aşamasında olduğu konuşuluyor. Bu kadar popülerleşmiş ve izleyiciye ulaşmasının ardından zaten aksi pek mümkün değildi. Hal Jordan ikinci sezonda yer alacak mı veya daha doğru bir soru olarak yer almalı mı? Bence Jordan’ın hikâyesi iyi bir şekilde kapandı. Kyle Chandler kesinlikle muhteşem, evet. Evrende daha Blackest Night ve Parallax olayları da yaşanmadı, evet, ama Jordan’ı geri getirmek sezon sonundaki Stewart ile olan sahnelerini çöpe atmak gibi geliyor bana bu noktadan sonra. Özellikle John Stewart’ın hikâyesinin bu kadar ilerlediği ve nihayet karakterin kendisini kabullendiği sahnelerin ardından zorlama bir hareket olur. Elbette kapanmamış bir Sinestro mevzusu hâlâ mevcut. Veya Guardianlar’ın Stewart’a olan tepkileri gibi ama bu anlatıyı John üzerinden devam ettirmek daha sağlıklı olacaktır.
Lanterns, ilk sezonuyla kendisini göstererek aslında Supergirl’den sonra DC evrenine olan güvenin kırılmasının ardından bir tedavi gibi çok iyi geldi denebilir. Green Lantern, DC evreninin ve Justice League’in en önemli üyelerinden biri. Yıllardır Flash, Batman, Superman döngüsünden karakter kendisine neredeyse hiçbir yer bulamıyordu. Çizgi romanlar dışında animasyonlarda bile herhangi bir Lantern’ı göremez olmuştuk ve Lanterns bu noktada olan ihtiyacı doldurarak külliyatı belki de yeniden canlandırıyor.
Hal Jordan, John Stewart, Guy Gardner hatta Kyle Rayner; bunların her biri kendi açısından problematik ve travmatik geçmişlere sahip olan isimler. Yani emin olabilirsiniz ki Hal Jordan’ı hikâyeden çıkarmak Lantern Corps açısından veya Green Lantern hikâyeleri noktasında size bir şey kaybettirmeyecektir. Aksine çok daha farklı hikâyelere ve gizemli olaylara giriş yapabilmek için belki de tecrübeli bir Green Lantern yerine John Stewart gibi yüzüğü yeni takmaya başlayan bir karakter ile bilinmezliklere adım atıyor olmak çok daha keyifli olabilir.

Daha fazla incelemeler veya gündemden haberdar olmak için bizi takip etmeyi unutmayın!
